TARİHCİ EYÜP ENSAR

TARİHCİ EYÜP ENSAR

Tarih Konusunda Araştırma ve Analiz Yazıları

PageRank
Wikipedia Affiliate Button
TARİH ve KÜLTÜR REHBERİ
EYÜP ENSAR UĞUR

“Osmanlı, Türklüğü ihmal etti diye kaybetti” Masalı&

24/2/2009
Kategori: Yakin Tarih

Günümüzde Osmanlıyı aşk seviyesinde seven birçok kimseyle birlikte, Devlet-i Aliye’ye ait her şeyi kötüleyen veya alaya alan kesiminde Osmanlı’yı tanıyamadığını düşünüyorum. Osmanlı devleti ve medeniyeti sadece bir ulusun değil onlarca milletten insanın katkılarıyla oluşmuş bir insanlık medeniyetiydi.

Genç yaşta bünyeye yetiştirilmek üzere alınan gayri Türk ve İslam milletlerinden alınan kişilerden devleti ileride yönetecek devlet adamı yetiştiriliyordu. En başarılıları Enderun mektebi adı verilen saray okullarında, padişahın hemen yanında eğitim görüyordu. Talebelerin seviyesine göre diğer devlet adamlarının konakları da bu eğitim hizmeti içerisindeydi. Sonrasında Müslüman olmaları dışında hangi etnik yapıdan olduklarına bakılmayan bu gençlerden kim daha gayretli ve devlete faydalı ise devletin en üst makamlarına kadar çıkabiliyorlar ve devleti yönetmeye namzet hale gelebiliyorlardı. Ve bu kişilerden tarih sahnesinde yer edinenlerden birçoğu aynı zamanda saraya damat oluyorlar ve devleti her yönde sahipleniyorlardı.

Aynı zamanda Harem denen saray içi kadınların bulunduğu mekânda da yine üç kıtada bulunan Osmanlı coğrafyasından getirilen kızlar en güzel şekilde yetiştiriliyorlardı. Bir tabirle dönemine göre entelektüel kadın yetiştiren bu ocaktan, padişah eşi dolayısıyla padişah anneleri olmak üzere birçok önemli devlet adamının da eşi genelde bu müessesede eğitilen hanımlar oluyordu. Ve böylece İslam ve Anadolu Türk kültürüyle yoğrulan birçok milletten oluşan geniş bir zümre devleti yönetiyordu. İmparatorluğun uzun bir döneminde işleyen bu mekanizma büyük bir coğrafyaya farklı unsurların bir arada yaşayabileceği adalet ve insan merkezli bir hayat sunmuştu. Üç asrı aşkın, bünye içerisindeki Sırplar, yunanlılar ve balkanların diğer unsurları bırakın ayaklanmayı bir patırdı bile yapmadılarsa adaletin başını çektiği ama cibilliyetleri konusunda da kendileri tatmin eden bu mekanizmayı benimsemişler. Her ne kadar başındaki insanlar kendi dinlerinden olmasa bile kendi milletlerindendi. Bazen devletin icrasının başına bir Sırp, bir Rum,bir Hırvat, bir Macar geçebiliyordu. Bu konuda samimiydi Osmanlı... Hakanlar kızlarını da gelin olarak veriyorlardı bu devlet adamlarına kendileri de onlardan gelin alıyorlardı. Devlet herkesin sahipleneceği bir kimlik taşıyordu. Balkanlı benden sadrazam ve ordu komutanları var. Kafkasyalı, padişahlar benim eniştem veya yeğenim, orta doğuda Araplar kavmi necip unvanıyla onure edilip ayrıcalık görüyordu. Şu an üç kıtada ve özellikle Osmanlı medeniyetinin merkezi olan İstanbul’un halen bu bahsi geçen Osmanlı devlet adamları ve kadınlarından izler taşır.

İstanbul’un birçok semtinin ismi başta olmak üzere birçok yapı ve imarette bu izleri görürsünüz.

Mesela Mahmut paşa(Rum), Cağaoğlu(İtalyan Cigalizade Sinan Paşa), Gedikpaşa(Arnavut), Rüstempaşa(Sırp), Mercan(kızlarağası Afrikalı Mercanağa), Haseki(Ukraynalı Hürrem Sultan), Koca Sinan(Arnavut), Ferhatpaşa(Arnavut), Piyalepaşa(Hırvat), Baltalimanı(Bulgar Baltaoğlu Süleyman Paşa), Beylerbeyi(Ermeni Mirmiran Mehmed Paşa), Haydarpaşa, Hasanpaşa, Kasımpaşa, Davutpaşa semtleri gibi. Yüzlerce örnekten sadece birkaçıdır.

Ve halen ayakta sapasağlam duran camiler, hanlar, hamamlar, kışlalar, mektepler, medreseler, hastaneler, imarethaneler v.s bizlere O insanlardan ve eski medeniyetimizin keyfiyeti hakkında malumatlar veriyor.

Şimdi gelelim bahsetmek istediğimiz konuya... İnsan mekânının ve zamanının çocuğudur. Günümüzdeki tarihçilerin bir kısmı ırki ve kavmi mülahazalarından sıyrılamadıklarından dolayı Osmanlının farklı milletlerden oluşturduğu medeniyeti sorguluyorlar. Yok devşirme ve Türk mücadelesi, yok Osmanlının kendi ırkdaşlarını ihmal edip Türklüğe zarar verdiği veyahut farklı ırklara sahip olan bu devlet zevatının ve padişah eşlerinin kanlarının özlerine çektiklerini dem vurup duruyorlar.

İnsanın aklı ve bilgisi yetiştiği kadarıyladır. Kendi terminolojisinde olmayan meseleleri kafasındaki mevcutlarla izah etmeye çalışır. Bunun en belirgin örneğini işte bu tip tarihçilerin devşirmelere bakışında görebiliyoruz. Neymiş zamanında Türklük bu kadar ihmal edilmeseymiş Milletimiz bu durumda olmazmış. Hem de bunu Türklüğü en hamasetiyle uygulayan devlet adamlarının verdiği zararın tarihte apaçık örneklerine rağmen. Şimdilerde insanımıza sadece savaşın içerisinde cereyan eden kahramanlık ve fedakarlık sahneleriyle anlatılan öncesinde 93 harbi, sonrasında Çanakkale, Galiçya, Süveyş, Yemen gibi cephelerdeki durum anlatılıyor ama savaş neden çıkmış, ne kadar lüzumluydu. Kaç kişinin fevri kararıyla 10 milyonlar can-mal derdine düşürüldü anlatılmaz. Leblebi harcanır gibi insan harcandı hamasetli söylemli projelere.

ll.Abdülhamid’in inisiyatifi olmadığı saltanatının ilk döneminde, paşalar diktatoryası ve yeni kurulan Meclisin ısrarıyla küçük bir balkan kasabasını vermeme uğruna göze alınan Rus savaşı için Padişah “illa savaş diyorsunuz peki,o zaman mevcut asker ve silah durumumuzu ve savaş projelerinizi getirin bakalım” dediğinde Mithad paşa önderliğinde toplanan paşalar karar diye şu cümleleri iletirler eli kolu Sultana “Böyle durumda harp etmek için ordunun kuvvetine bakılmaz Osmanlı söğütte 400 atlıydı bu iş sayıyla olsaydı şimdi çobandık Anadolu’da”. Evet “Türk dünyaya bedel” tarzı hamaset nutuklarıyla milletin evladı projesiz, çürük ipliğe hülya düzmüş sözüm ona Türkçülerin sürükledikleri savaşlarda perişan oldu. Nice Anneler kuzularını, eşler kocalarını, çocuklar babalarını kaybetti…

Bu medeniyetin zirvede olması, uzun soluklu, içinde aşk ve şevkin olduğu akil bir projenin sonucuydu. Küçük yaşlarda bünyeye alınan gayr-i Müslim gençler Hem İslam’ın güzelliği karşısında mest olup bu Hak dinin samimi birer müntesibi oluyorlar hem de bu milletin kültürüyle yoğruluyorlardı. Her tarafta yaptırdıkları imaretlerde onların toplumu ihya edici yaşamını görmekle birlikte, savaş meydanlarında bu milletin evladının en asgari kayıpla muzaffer çıkmasına çaba harcadıklarını da görüyoruz. Bir Mohaç meydan savaşında Sırp kökenli paşamız Makbul İbrahim Paşa’nın savaş planı tüm detayına kadar uygulanıyor ve nihayetinde eski tarz savaşlarında belki dünya tarihinin görmüş olduğu en mükemmel zafer elde ediliyordu. Bu savaşta tüm Avrupa ordusu başkomutanına kadar yok ediliyor ama Osmanlı ordusundaki kayıp sadece 150 kadar şehitti.

Devşirme paşalarımızın yönetimindeki ordumuz Osmanlı uzmanı olan Erlanyen Üniversitesi profesörlerinden Hutterrohta’nın tespitiyle, üç yıl sonra bir köyden geçecek askeri birliğin öyle yemeğinden sonra yiyeceği üzümün nereden geleceğini planlamıştı.

Ama yıllar sonra devletin adından başka her şey değişmişti. Irki üstünlük mülahazasındaki Osmanlı subaylarının yönetimindeki, ordu I.dünya savaşında Mısır seferi için Sina çölünü geçerken alman subaylarının ifadelerinde geçer “bu Türkler ne kadar ihmalkâr, çölü geçerken lazım olacak suyu yeterlice almamışlar birbirlerine havale etmişler”.

Evet Osmanlı bir insanlık devletiydi bir medeniyet terkibiydi. O'nu anlamak için kavimcilik basitliğinden sıyrılmamız gerekir. İnsanı yücelten vasıfların en önemli kriter olarak kabul edildiği bir devletten bahsediyoruz çünkü. Bunlar bilinmeden Osmanlı anlaşılmaz, bazılarının sığ görüşleriyle tanırız, O yedi Cihana hükmetmiş büyük medeniyeti. Halbuki günümüz dünyasının hakimi olan devlet, Osmanlının bu anlayışını kavramış hangi ırktan olursa olsun kim faydalıysa soyuna sopuna bakmamış ve gerektiğinde bir siyahiyi bile yönetime getirmiştir.

Artık Osmanlı’nın bu tip uygulamalarını eleştirmek için değil, hikmet yönünü bilmek için okumalı, gayret sarf etmeli. En azından bundan sonraki nesiller ecdadını birilerinin sığ yorumlarıyla değil Devlet-i âli’nin idealleriyle ve yaptıklarını neticeleriyle öğrenmeli...

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı