
![]()
Bir gece yarısı bebeğimin sesiyle uyandım. Diğer gecelerdeki gayretsizliğime inat derin uykudan kalkmış olmama rağmen yoğun çabalar saffettim ağlamayı kesmek için. Buna rağmen bir türlü susturamayınca vesile-i şefkat, televizyon düğmesine dokundum son bir ümitle. Ne Hikmetse TV deki sesle birlikte bizim ki sukuta erdi. Birlikte Mehtap TV'de yayınlanan maneviyat yüklü sohbeti dinlemeğe koyulduk.
İsim babasının sesiyle birlikte sakinleşen bebek sanki dünyaya geliş gayesinden şimdiden haberdar bir şekilde kucağımda sessizce dinliyordu anlatılanları.
Bebek ne anlıyordu bilemiyorum ama ben sohbet boyunca derin düşüncelere daldım. Maddenin sıkıntı verdiği düşünce dünyamdan huzurlu maneviyat dünyasına perde açıldı dinledikçe…
Çoğu zaman insan bilemiyor asıl mutluluğun maneviyatta olduğunu çünkü ekseriyeti itibariyle bedenin kulu olmuşuz. Arzular, ihtiraslar, doyma bilmeyen hırslar, kendime bakıyorum; mâsiyetle dolu veyahut malâyaniyetle dolu farkında olmadan zamanın çıldırtıcılığında tüketiyorum bir bir bana verilen sermayeyi ömrü hem de hiç acımadan…
Şunu anladım, artık frene basıp hayatın akışkanlığından kurtulup kenardan şöylece bir seyretmek gerekiyor ahvali. Nereye sürükleniyorum, hali hazırdaki arzuları gerçekleştirmede ki aceleciliği ideal insan olma konusunda neden gösteremiyorum, ne ilmi ne kültürel ne ameli ne zühd ne de takva konusunda olması gereken say ve gayret hala yok, gelip geçici hevesler ve bu yolda tek nefeslik cabalar tatmin ediyor sanki vicdanı. Daha doğrusu oyalıyor zamanın çarkları arasında eriyip giden günlere rağmen.
Hangi zamana kadar bunca ihmal hayatımda yer edecek bilemiyorum ama keşkelere dönüşmesi en büyük endişem. Hele bu keşke bir daha dönülemeyecek, okunamayacak, öğrenilemeyecek, hasâneler edinilemeyecek bir zamana ve mekâna varıldığında olursa… Gerçekten acınacak bir hale düşmek şimdiden bilindiği halde ne garip…
Evet, bunları duymak hissetmek belki düzelme adına ilk adım ama bu adımlar peşi sıra gelmeli ki müttakiliğe, güzelliğe giden yollarda mesafe alınsın.
Onun için meşguliyet önceliği maneviyata ayrılmalı. Hakkın hatırı denmeli ve O'nun için tüm diğer hatırları arkaya koymalı. Ve devam etmesi için bu güzelliğin hissedişlerin arkası gelmeli, sürekli sarj olunmalı ve dumûra uğramamalı masiyetle, malayânîyetle ..
Bir de herkesle aldanmamalı.’herkes yapıyor ki’,’herkes izliyor ki’,’herkes yapmıyor ki’ ,’herkes laf söyler’,’herkes kınar’,’herkes garip bakar’,’herkes gibi ol’, ol da ol!
Ama Rabbim bana aklımı verirken benden böylesine hareket etmemem için vermiş onu. Sorumluluğunu senin aklına sunup iradene havale ediyorum tercihlerini demiş,
Ölçün, benim istediklerim ve razı olmadıklarım üzerine olsun demiş O (c.c) .
Yol belli, kaide belli, neticesi de seçilen yola göre belli olan bu durumda niye çevre, ölçü! “ne derler” niye elimi ayağımı bağlıyor hâlâ. Mazeretin yolu da tıkalı halbuki. Çağın Adamı dememiş miydi "herkes benim gibi tesellisi kabirde pek esassızdır", ee ne gaflet, ne vurdumduymazlık, ne tenperverlik düşüncesi hala. Neden bu haldeyim tüm gerçeklere rağmen."artık yeter bu kadar yaşadığın senden bir halt çıkmaz!" denmeden yeter bu gidişe! diyemeyeceksem yazık halime...
Şuyaip a.s' in yaşadıklarını dinledim anlatılanlar arasında. Kendisi çok halim, hissi ve pek merhametli bir fıtrata sahip olmasına rağmen, kendisini dinlememekte inat eden muannidlere en nihayetinde başlarına gelen deprem felaketinde telef olmaları üzerine onlara yanlışta bile bile devam eden ve sürekli uyarılmalarına rağmen dinlemek istemeyen bu gûruha üzülmeyeceğini beyan ettiğini duyunca kendime de “vay haline senin”! dedim. Gerçekten bile bile hata işleyene merhamet edilmez, sen kendine merhamet etmezsen başkasından bekleme dedim. Ben bu düşüncelerle kavrulurken masum yavruda uyuyordu artık.
2007
Eyüp Ensar UĞUR
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı